Hasta bu odada sekiz sene kaldı. Sekiz sene bu odadan dinledik sesini. Önceleri hastanenin derin sessizliğini bozan haykırışlarına hepimiz kulak kabartırdık. Zamanla diğer hemşireler, mumyadan bir farkı olmayan bu bedeni pek de umursamaz oldular. Halbuki çırpınışları hiç de duyulmayacak gibi değildi. Diğerleri, yaşamak zorunda oldukları yanı başlarındaki bir yanardağın kah güçlü homurtularına, kah zayıf kıpırdanışlarına artık aldırış etmeyen köylülere dönüşmüşlerdi. Bu köyün tek meraklı delisi olarak, gündelik bakım işlerimin yanı sıra hastayı özel bir ilgiyle izlemeye başlamıştım. Gitgide, hasta hakkındaki ipuclarını heyecanla bekleyen, bir radyo tiyatrosu fanatiğine dönüşüyordum. Öyle ki hastanın hiç sesinin çıkmadığı günlerde mesai saatim doluyor diye üzülürdüm. Bazen haftalarca birşey duymazdım. O dönemde suratımın asık olduğunu gören iş arkadaşlarımın “yine seninki suskun galiba” diyen gülüşlerine katlanırdım. Bazen de gece nöbetine kalan arkadaşlarım, komalık hastamdan tesadüfen bir şey duyarlarsa, ilan panosuna küçük bir not düşerlerdi. O sabahlarda hastaneye gelir gelmez, daha kahvemi almadan , panoya gider, hastanın geçmiş hayatının eksik taşlarını tamamlayacak kelimeleri arardım.
Hastam çokca sayıklardı. “Haydi bakalım,iş başına. gözlerini dört aç. böyle tutacaksın ki keskiyi, ahşabı kessin, elini değil!” gibi usta işi sözlerle bir marangozu, “havucu yutarken tavşanı da yutmuşsun ” ya da “fırın sütlacı hiç sevmezdi pamuk prenses” gibi sözleriyle de masalcı bir aşçıyı çağrıştırıyordu. Ona bu yüzden de “usta” demeyi uygun bulmuştum. Zaman zaman adıma benzeyen sesler duyardım. O zaman hızla yanına koşar, adımı tekrarlamasını bekler dururdum. Hezeyanlarının bir bölümü ise sekiz sene önce geçirdiği trafik kazasıyla ilgiliydi. “Bu gürültü de ne?,”,”Neden böyle olup duruyor?”, “Çok üzgünüm,çok”,”Yardım edin bana!” gibi.
Sekiz sene önce, Bebek iskelesinin oralarda, ansızın sollayan bir kamyon parka girmiş oturduğu bankın üstünden geçmişti. Ustayı hastaneye getirdiklerinde, kol ve bacakları çesitli yerlerinden kırılmış, kafatası parçalanmış. Üstüste ameliyatlardan sonra hayati tehlikeyi atlatabilmiş ama bir türlü komadan çıkamamıştı. Üzerinden bir kimlik bile çıkmayan ustanın hiçbir yakını da bulunamamış ve bu zamana kadar da bir arayanı soranı olmamıştı. Kamyonun sahibi olan firmanın vicdanlı patronu hastane masraflarını karşıladığı için, ona özel bir odada ihtimamla bakabiliyordum. Bazen küçük hediyeler alırdım sevgili ustama. Bir antikacıdan çok beğenerek aldığım yüzük, geçen yılbaşında aldığım pijamalarına da çok uymuştu. Yıllardır inatla oracıkta uyuyan ustamla yaşadığım herşeyi paylaşabiliyor, ondan güç alıyordum.
O gece,nöbetçi olduğum için sevinçliydim. Sevgili ustamla başbaşa uzun bir gece geçirebilecektim. Saat 12 yi geçmişti. Herkes çoktan uykuya dalmış, hastaneyi derin bir sessizlik kaplamıştı. Ustamın odasına yavaşca girdim. Pencereyi açtım. Serin bir yaz havası içeriye akın etti . Çekmeceden mumu çıkarıp yaktım. Yanı başındaki tabureye oturdum.Huzurla kapattığı göz kapaklarının altındaki göz hareketlerini izlerken, “belki de şimdi rüyasında beni görüyor” diye aklımdan geçti. Gülümsedim. Yüzünü şefkatle okşadım. Acele etmeden uzamış sakallarını kestim. Özenle kırlaşmış saçlarını tarıyordum.
Usta aniden gözlerini açtı. Çok acıklı bakıyordu. Fısıldayabiliyordu ancak. “lütfen, yapma artık.”
Ellerim titremeye başladı. Kalbim bir serçeninki gibi delicesine atıyordu. Önlüğümün cebindeki şırıngaya dokununca sakinleşebildim. Hızlıca kolunu sıvadım.
“Ustacığım, seni seviyorum, bu yüzden yapıyorum iğneni. Babamın beni terk etmesine bir daha izin veremem,biliyorsun. Sesinin, ben üç yaşındayken - iş seyahatine gidiyorum kızım, haftaya dönerim- diyen babamın sesi olduğunu , daha ilk sayıklamalarında hissetmiştim. Çok sonra döndün oysa. Benimse, sen olduğundan emin olmak için pek çok zamanım oldu burada. Senin bir usta değil de babam olduğunu öğrendikten sonra, bir daha bırakır mıyım sanıyorsun! Hep gözümün önündesin, baba ve artık bir yere gidemeyeceksin!”
“Hayır, kızım” diyebildi usta. Şırınga tümüyle boşalmıştı. Sabah oluyordu. Pencereyi kapattım. Sekiz senelik derin komasına tekrar dalmış babamın dudağının kenarına, iyi uykular öpücüğü kondurdum ve odadan çıktım.
Dorothea Tanning Üzerine
2 years ago
Sessizlik ve tepkisizlik öldürür. Bu yazıyı daha önce incelemiş olsak da, burada bir tekrar etmeden geçemeyeceğim.
ReplyDeleteÖyküdeki "Ellerim titremeye başladı. Kalbim bir serçeninki gibi delicesine atıyordu. Önlüğümün cebindeki şırıngaya dokununca sakinleşebildim. Hızlıca kolunu sıvadım." kısmı günlük rutin olarak yapılan iğne ya da gizlice yapılan sakinleştirici iğne olgusunu biraz zayıflatıyor diye düşünüyorum.
Bahsettiğin paragrafın ifadeyi zayıflatması fikrine katılıyorum Ömür, ancak genel olarak beğendim hikayeyi ve özellikle de sürpriz sonu.
ReplyDeleteyorumlariniz icin tesekkur ederim.
ReplyDeleteBundan sonra hikayenin onemli bolumlerini daha iyi dusunup, betimlemek gerektigine ben de ikna oldum.
eee artik yeni hikayeler'e gecelim.
dersde odevi okunmamis ya da baska hikayeleri olanlar en azindan degil mi efendim.
Halil