Mesele bir seçim değil aslında.. En nihayetinde ne 'an'ı nasıl yaşayacağımızı biz seçebiliyoruz ne de 'sonsuz'un nerede sonlandığını ya da sonlanmadığını kestirebiliyoruz..
Konuya şu şekilde bir girizgah yapalım; an ne kadar içimizde, yanı başımızdadır.. Bir o kadar sahici bir o kadar sıcak.. Bir o kadar gerçek.. Bir o kadar somut.. Oysa ki sonsuz .. Bir o kadar soyut.. Bir o kadar uzak.. Bir o kadar soğuk ..
Örneklerle aydınlanalım.. Ya da hepten karartalım dimağımızı..
Büyük resimde “hayat güzeldir” oynayalım..
Sabah kalkıp yüzümüze çarptığımız o ilk suyun sersemlettiği an.. Aynaya bakıp küfrettiğimiz ve güne gözdağı verdiğimiz an.. Hizlıca şekerini karıştırıp ilk yudumunu aldığımız demli çayın telaş anı.. Giyinip kuşanıp kapı eşiğinde sevgiliden alınan o narin öpücüğün keyif anı..
Durağa ilerlerken yolda cilveleşen köpeklerin yüzümüze kattığı tebessüm anı.. Ofise adım atar atmaz akşam hayalini kurarken inceden kulağımızı çınlatan o günaydin! anı.. İşten başını kaldıramazken iş arkadaşının seni kolundan çekip yemeği götürdüğü o açlık anı.. Sonra doyum anı.. Günü anlamlı kılan bir dolu ayrıntıda gizlenen ve gece başımızı yastığa koyduğumuzda farkındalığına haiz olduğumuz o tatmin! anı... Uzayip giden ve hayat döngümüzün ufak bir provasını oynayan an’lar silsilesi..
Filmi geri sarıp baştan alsak.. ki sıkıcıdır bilirim.. Sabah kalkıp sonsuza kadar yüzümüze su çarptığımızı.. Aynaya sonsuza kadar bakıp sonsuza kadar kendimize katlandığımızı.. Sekeri yavaşça karıştırsak ta sonsuz kere çay ictiğimizi.. Sonsuz kere yemek yiyip sonsuz yolculuk ettiğimizi.. Sonsuz kere sevişip sonsuz kere uyuduğumuzu....Bir.. Dü-şünmeyelim en iyisi..
Bunu düşündüğümüzü düşünmek bile tahrip edici... Groundhog Day filmindeki gibi aynı günü 10 sene boyunca yaşasak.. Peh.. Kim son hızla atmaz kendini uçurumdan aşağı.. Hoş bunun da öğreticiliği var.. Tema barındırıyor sonuçta.. Karşılıksız sevgi ve iyiliğe dem vurmak için daha iyisi seçilemezdi herhalde.. Gel gelelim bu konumuz dışında bir mefhum..
Toplamda bir kez sonsuzu yaşamaktansa.. Sonsuz kez an’ı yaşamak.. İşte bu denklemde saklı tüm olay.. Denklem demişken.. An’ın yaşamımızın ne kadar içinde tüm somutluğuyla bizi karşıladığını belirtmiştim.. Sonsuza bakın hele.. Sapına kadar soyut.. Pozitif bilimlerin içine gömülmüş, biz negatif! insanoğluna kılıç kuşan takınmış.. Matematik ile kol kola vermiş , psikolojinin başına ekşimiş.. Yok efendim limitlere türevlere fourier'lara hapsetmiş kendini.. O da yetmezmiş gibi bizi de cekmiş bu hortumun içine.. Savuruyor da savuruyor ordan oraya..
Yemezler.. Gelmezler böyle oyunlara.. Geldik mi.. Babalar gibi hem de.. Ama hızla uzaklaşıyoruz şimdi.. Sonsuzdan kaçıp bir başka sonsuzu kovalamaya.. Elimizde kapı gibi an’larımız olduğu sürece önümüz açık.. An:1 Sonsuzluk:0.. Koyuyorum noktayı..
Alışkanlık üzere.. Paralel başka bir evrene geçmenin sırası.. 'Queen' evreni.. Bu kadar zırvalamadan sana bana kalacak bir iz yok.. İzi bırakacak olanı çıkarıp ortaya koymak ta bu yazının azıcık başarısı olsun...
Sahi?? Who wants to live forever??
Achilles'in Truva'da "Tanrılar bizi kıskanıyor. Kıskanıyorlar çünkü biz ölümlüyüz, her an bizim son anımız olabilir. Ölüme mahkum olduğumuz için her dakikamız daha güzel." dediği sahne geldi aklıma.
ReplyDeleteakici, guzel okunuyor ama dogru, pek iz kalmiyor.okudugum bir kitapdan aklimda kalmis.asil cehennemin sonsuzluk oldugunu anlatiyordu. bindigi ucagi dusen bir yolcunun havalimanindan baslayan yolculugunun sonsuz tekrarini pek sahane betimliyordu.
ReplyDelete